1 Aralık 2011 Perşembe

Eksik Bir Şeyler



İçimde bir eksiklik duygusu, yalnız kalırım korkusu...

Biri sevince geçer mi? İnsan sevildiğinden de emin değil ki. Sanki sevince, sevilince tamamlanacak yarım kalan yerimiz. Bu yüzden bu kadar çok sevilmek isteyen insan var. Sevilmeyi hak edenler hap yalnız. Çünkü yalan söyleyemiyorlar, aldatmıyorlar, ortama göre davranmıyorlar, nabza göre şerbet vermiyorlar kısacası bir kadının sevgisini kazanan erkek benim gözümde adamdır.

İçimden bir ses sen sev diyor, gerisi gelir. Ama hayat öyle değil, sevmek yetmiyor, anlamak yetmiyor, bilmek daha kötü yapıyor. Gerisi gelmiyor, yarım kalıyor bir yanım.


Ben tam bu sartırları yazarken önce kağıda, tükenmez kalemim bitiyor. Evde kalem kalmamış. Böyle sorunlarım da var, evet. Tükenmez kalem dedikleri bile tükeniyor. İnsan dedikleri nasıl tükenmesin.

Bir yerde okudum hayat bisiklete binmek gibidir, pedalı çevirdiğin sürece düşmezsin, diyor. Tamam güzel kardeşim ama biz hiç dinlenemeyecek miyiz? İnsan bu yorulur, bazen mola vermek ister. Düşsek düştüğümüze gülecekler var.

Daha yolun yarısına gelmeden emekli olmak istiyorum. Bir sabah sevdiğim adamla yaşlanmış olarak uyanmak, maaşımızı çekmeye gitmek, dönerken pazara uğramak gibi daha yaşlanmadan yaşlılığı özlüyorum. Belki o zaman her şey geçecek. Şu an yaşadıklarım ne anlamsız gelecek ve ben bu halime güleceğim. Ne kadar gençmişim, toymuşum kendimi nasıl da üzmüşüm diyeceğim. İnsan hayatı öğrenene kadar ömür geçiyor.

Hayal kurmazsa hastalanır insan.

Artık hayal kurmuyorum. Zaten hastayım önemi yok, hayalsiz de yaşarım.

Hayatın garip yönleri var. Birisini deli gibi beklemeyi bıraktıktan sonra sana dönebilir. Birisine kendini sevdirmeye çalşırısın bir şey olmaz da; hiçbir bey yapmadığın bir zaman bakarsın seni sevebilir. Bir insanın neyi seveceğini asla bilemezsin. Onun için biraz uzaklaşmak iyi gelebilir insana.

Ben de zaman zaman uzaklaşmak istiyorum. Ama sanki elim kolum bağlanmış, kar yağmış, yollar kapanmış gibi çaresizce bekliyorum.

Hayatın çekici yönleri var. Bir çocuk gibi yalanlara bu kadar kolay inanıyoruz. Bu kadar kolay aldanıyoruz, bu kadar kolay mutlu oluyoruz aslında sırf bu yüzden biraz kederli, düşünceli oluveriyoruz.

Ne yaşıyorsak insan olmaktan kaynaklı.

Ben her şeye rağmen ayaktayım dosta düşmana karşı .

29 Kasım 2011 Salı

Sana Ait Zamanlar

Bakkala gitmek için evden çıkıyorum. Hava kararmış ve son derece soğuk olmasına rağmen sitenin ergen oğlanları maç yapıyor kendi aralarında şakalaşıyorlar. Onların bakışlarına yakalanmadan geçmek zor. Bazılarının boyu yaşlarına göre çok uzun. Anlamsız hareketleriyle dışarıdan bakınca tuhaf gözüküyorlar ama onların hiçbir şeyi umursamadan hareket ediyorlar onları seviyorum.
Bakkaldan ne alacağımı unutuyorum ama bakkala gidince hatırlarım elbet; ekmek, yoğurt, kek yapacaksam kakao duruma göre değişiyor bazen param varsa ihtiyacım olmayan şeyleri almayı da seviyorum. İnsanı marketler gibi yormuyor, küçük ve her şey elinizin altında. Sanırım yakın bir zamanda bakkalcılık kaybolan meslekler arasında yerini alacak.
Bakkaldan dönüyorum, yine aynı çocuklar sanırım onüç-ondört yaşında bazıları, annesini tanıdıklarım da var aralarında yine aynı hareketler, aralarında şakalaşmalar, gülüşmeler ama saygılı çocuklar ben geçerken susuyorlar.
Eve geliyorum. Aldıklarımı salondaki masamın üstüne koyuyorum. Masamın üstünde yaprak dökmesini bir türlü önleyemediğim halk arasında romantiklerin "aşk merdiveni" rasyonalistlerin "kedi merdiveni" olarak isimlendirdikleri çiçek duruyor. Sanırım çiçeğin de benim gibi sorunları var. Bazen bir çiçekten fakımız kalmıyor hadi o çiçek derdini anlatamıyor ama sen anlatabilecekken anlatmamayı seçiyorsun. En azında çiçekten farkımız seçme şansımızın olması. Ama ben sürekli sorunları dillendirmenin bir çözüm olmadığını idrak etmiş durumdayım.
Masanın karşında İkea'dan aldığım kitaplığım duruyor. Bir keresinde bir arkadaşım kitaplığıma çok özenip kitap ödünç almıştı. Kitabı geri getirdiğinde okumadığını anladım. Okudun mu? diye sordum. Okudum, dedi. Benim çok sevdiğim bir yazar içinden soracağım, dedim. Bu bozuldu tabi. Başka birileri daha vardı yanımızda, şaka yapmıştım ne sorucam ister okusun ister okumasın. Bizimki bozulunca çok gülüştük o kadar.
Kitapların da bazı sorunları vardı mesela kimse okumuyordu. Yalnız bir çocukluk dönemi geçirmediyseniz bu alışkanlığı kazanmanız zor. Kitap okuma alışkanlığına genellikle küçük yaşlarda başlanılıyor. Babamın mesleğinden dolayı ben çocukken çok şehir değiştiriyorduk. Ben arkadaş edinene kadar taşınıyorduk. Bilirsiniz çocukların hayal dünyası geniş olur. Sürekli bu dünyayı beslemek isterler. Bunu oynayarak yaparlar. Ben de kitap okuyarak o dünyamı besliyordum çünkü her zaman oyun oynayacak arkadaşı bulmak kolay olmuyordu.

Radyoyu açıyorum. Radyoların büyüleyici bir yönü var. Radyoda çalan her şarkı güzel değil, bazıları anlamsız. Ben okuduklarında, dinlediklerinde, izlediklerinde anlam arayan o azınlık içinde olmaktan ve orada kalmaktan yanayım.

Zamanın sana ait olan kısımları var. O anları seviyorum ister uyursun, ister okursun, istersen hiçbir şey yapmazsın. Ben bazen yazıyorum.

24 Kasım 2011 Perşembe

Hiç Acıklı Değil Bu Hikaye

Hayatımdan, yaşantımdan acıklı bir hikaye çıkaramıyorum. Kendim için doğru cümleyi bulamıyorum.
Ben geçmişimi bıraktım ama geçmişim beni bırakmıyor.
Kendimden geçtim bugün, bir kentten geçer gibi. Beynimin kıvrımlarında gezdim, tanıdık sokaklarına gezer gibi bir şehrin.
Şelale gibi düşünceler içime dökülüyor, hüzün içime çöküyor. Her ne olursa olsun ne yaşarsam yaşayayım bir yaşama sevinci ki aklımı çeliyor.
Paranın da mutlulukla bir ilgisi olmalı. Çok isteyip alamadığım kitapları, görmeyi istediğim ülkelere gidebilmeyi bana sağlıyorsa insan niye mutlu olmasın ara sıra.
Bu saatten sonra hayatımın değişmeyeceğini biliyorum. Ya çok erken başladım bir işe ya da çok geç kaldım...
Ya nefret ettim insanlardan ya da çok sevdim...
Ya yanlış yerde doğru insana ya da doğru yerde yanlış insana rastladım. Bir ortasını bulamadım hiçbir şeyin.
En kötüsü de geç kalmak galiba.
Kimi zaman kendimi görmezden gelirim, kendimi bilmezden gelirim. Çünkü korkarım kendi gücümden, yapacaklarımdan. Sırf bu yüzden uzaklaşırım insanlardan yine döner dolaşır kendime ederim. Gerçi diğer insanlar seni anlamazlar en fazla deli der geçerler. Çünkü herkes biraz kendisiyle meşgul, herkes biraz kendisiyle ilgili. Varsa eğer biraz insanların gözüne batacak kadar malın mülkün, mutluluğun, huzurun, başarıların, paran, sevgilin, eşin; dikkat et mutlaka seni kıskanan birileri çıkar karşına ve kendi hayatlarını bırakıp başlarlar senin hayatınla ilgilenmeye. Onun var da benim niye yok? demeye başlarlar bir zaman sonra. Karşınızdaki kadar kurnaz değilseniz böylelerini farketmeniz biraz zaman alıyor.
O yüzden kurnaz insanlardan biraz uzak durmaya çalışırım. Sanırım bir çeşit kendini koruma içgüdüsü bu. Ama iyi kalpli insanları çok severim. Onlarla zaman geçirmeye bayılırım. Yüzlerine baktığımda garip bir huzur bulurum. Böyle bir insanı bulunca bırakmamak gerekir. Çünkü hayatta bir dost her zaman gereklidir.
Bunun yanında yalnızlık da gereklidir insana. Kendini dinlemek, kendine gelebilmek için.
Anlatsam size saçma gelecek düşüncelerden kurtulmak için biraz kitap okudum, biraz müzik dinledim, biraz üzüldüm, öylesine gülümsedim, ağlamadım, biraz üşüdüm, bir sigara yaktım, bir sigara söndürdüm.
Marjinal olmadığım için sıradan şeyler yaptım.
Aslında amacım size acıklı şeyler yazmaktı ama bu kadından acıklı bir hikaye çıkmıyor, neylesin.

18 Kasım 2011 Cuma

Hayat Bazen

Hayallerim ve korkularım var. Hayallerimi gerçekleştirmek için korkularımın üstesinden gelmeliyim. Korkularımın üstesinden gelmek için cesarete ihtiyacım var.
Hayat her defasında kısa olduğunu hatırlatıyorken sürekli ertelediğim düşlerim var.
Yaşamak neden bu kadar zor?
Can yakar gibi...
Hani sevmesi kısa, unutması uzun sürer ya. İşte öyle hayat tezatlarla dolu ve sanırım tezatlarıyla anlam buluyor.
İnsan anladığı kadar hayatın içinde var oluyor.
Yeryüzünün çeşitli yerlerine düşmüş biz mutsuz insanlar çok genç yaşımızda vazgeçtik, çok genç yaşımızda karşılaştık hayatın zorluklarıyla ve genç yaşımızda yalnız kaldık.
Şehir büyüdükçe küçülüyor aşklarımız; bedenler büyüdükçe küçülüyor düşlerimiz.
Ve bir gün düşerse diye düşlerimizin içine koyamadığımız sevdalarımız var.
Koruyamadığımız saklayamadığımız erken kaybettiğimiz sevdalarımız...
Ben artık katlanmak değil, yaşamak istiyorum...
Mutluluk bazen bir bakış, bir gülüş, bir sözcükmüş meğer.
Hayat bizim için kurulmuş bir tiyatro sahnesi gibi. Bu oyunun neresindeyim? Bilemiyorum.
Belki tüm bu hissettiklerim zihnimin bana bir oyunu. Belki yaşam bir kuşun uçması kadar kolay ama kuşun kanadını kırıyorlar da kimsenin haberi olmuyor hayret!
Hayallerimi erteliyorum düşmesinler diye; koynumda saklıyorum üşümesinler diye.


15 Kasım 2011 Salı

Yaşam Hırsızı

Günahların en kötüsünden biri hırsızlık. Kim bilir farkında olmadan çalıyorlar hayatımızdan.
Aldatarak hayallerimizi, yalanlarıyla umutlarımızı, dedikoduyla heyecanlarımızı, kıskançlıklarıyla mutluluğumuzu çalıyorlar. Geriye yabancısı olduğumuz bir dünya kalıyor. Bazen insan kendini yaşadığı yere ait hissetmez çünkü yabancılaşır kendini kötü hissetmesine sebep olan duygular yüzünden.
Benim de zaman zaman kendimi yabancı bir yerde gibi hissettiğim olmuştur sanki hayatımı uzaktan izler gibi...
Kimin dokunmasına izin verirsen yaşamına onun parmak izi kalıyor hayatında; ne kadar çok kişi dokunursa o kadar iz kalıyor aslında.
Bir anlayabilsek insanlara yaklaşmayı ateşe yaklaşır gibi ayarlayabilsek, çocukluktan kalma bir alışkanlıkla elimizi yakıyoruz kimi zaman.
Ruhumun gizli saklı köşelerinde olmak istediğim ben, gerçekleştiremediğim hayallerim, özlediklerim, duymak istediğim sözler, olmak istediğim yerler, gençlik heveslerim saklı.
Bir anlayabilseler, bir bilseler insan ruhu ne kadar derin, içinde ne çok şey saklı.
Biliyorum hayat bana borçlu değil belki de olma olasılığı az olan şeyler istedim, olmayınca üzüldüm. Hayat uzun bir yol hayallerimi düşüre düşüre yürüyorum.



31 Ekim 2011 Pazartesi

El Oğlu

Üstesinden gelemediğim sorunlarım vardı. Karamsar yönlerimle, çelişkilerimle, kendimle başa çıkmaya çalışıyordum. Anlatsam anlamazdı.
Hafifletici nedenler sunardı, üzülmemi istemezdi.
Oturuyordu, bakıyordu, gülüyordu, eli bardağa uzanıyordu, kolunda belirgin damarları vardı kımıldadıkça sanki hareket ediyorlardı, onu bir daha görmeyecekmişim gibi hiçbir detayı kaçırmak istemiyordum.
Bir çay koy da içelim, diyordu. Çayı seviyordu. Herkes gibiydi. Hiçkimse gibiydi.
Maç başlıyordu, maçlar bitiyordu.
Çay içiyorduk, çaylar bitiyordu.
Benim sana hissettiklerimi senin de bana hissetmeni istiyordum.
Bana olan sana da olsun, diyordum. Seninle ilgili naif dualarım vardı.
Annem Allah şaşırtmasın, derdi hep. Şaşırıyorduk anne el oğlu karşısında şaşırıp kalıyorduk.
Annenin karşısında pabuç kadar olabilen dilimiz el oğlu karşısında dut yemiş bülbüle dönebiliyordu.
İçimde atamadığım bir yenilmişlik duygusu, bakışlarında ağır tahrik suçu vardı.

21 Ekim 2011 Cuma

Zarar Ziyan

Kötü bir rüyadan yeni uyanmış gibiyim. Sana anlatmam lazım. Ve sen herkesin herkese söylediği teselli sözlerini söylemelisin ki anlamalıyım ne kadar başkalarına benzediğimizi. Farkımız yok aslında kimseden.

İnsanın sıradan ve basit olduğunu anlaması lazım bana bunu hatırlatman lazım. Bir ben değilim akıllı olan. Bir ben değilim yalnız olan. Bir ben değilim mutsuz olan.

Aslında sana çok uzun bir mektup yazacaktım teknolojiye ayıp olmasın diye kısa mesaj attım. Umarım anlarsın.

Bir hayat yaşadım içinde yalan yoktu. Hiç kimseye kendimi olduğumdan farklı göstermeye çalışmadım. Sırf bu yüzden kaybettiğim oldu. Kaybetmek kolaydır kazanmaktan. Neresinden baksan zarar, ziyan.

Olayları büyütmüşüm kendimi üzmüşüm. İhtimaller üzerine de yaşanmaz ki ama yine de tahammül edilebilir bir yaşam benimki. Ben bir başkası olsaydım daha iyi yaşardım.

Bazen o kadar üzüldüm ki üzülmeyi bırakıp bir yere gidemedim. Tam olarak hatırlamamakla birlikte hayatımın bir döneminde dondum kaldım, durdum baktım hayatıma. Ben dursam hayat durmuyor seni beklemiyor. Hayatım akıp duruyordu, geçip gidiyordu gözlerimin önünden. Zamanla yaşadıklarım bir filme dönüştü ama kimse izlemeye gelmedi.

Ya hızlı yaşadım önüne geçtim hayatın ya da yavaşladım gerisinde kaldım hayatımın. Adımlarımı bir türlü kendi hayatımın adımlarına denk getiremedim.

Tek bir şey öğrendim:

Bu hayattan kimse sağ çıkamayacak.

4 Ekim 2011 Salı

Bir Garip Şahıs

Yirmili yaşlarının başında biraz çılgın, biraz marjinal biraz sıradışı olmayı çok istemişti ama hayat çılgınlık yapmasına fırsat vermedi. Bazı sorumlulukları, ailevi yükümlülükleri, hayatın verdiği tamamlaması gereken ödevleri vardı. Sorumluluklarını yerine getirirse, ödevler de biterse belki çılgınlık yapmaya sıra gelirdi. Belki çılgın bir insan olamadı ama zamanla kafası karışık, dalgın bir insan haline geldi.

Kafası dalgın insanları severim. Kurnaz olmazlar. Sürekli kafalarını meşgul edecek bir düşünce olduğu için başkalarıyla ilgili kötü düşünceleri olmaz genellikle. Başkalarını değil düşüne düşüne kendi kendilerine ederler.

Ruh sağlığı açısından hayatından çıkarmak istediği insanlar vardı. Diyet yaptığı günlerdeki gibi çaya attığı şekeri hayatından çıkardığı kadar kolay değildi bu.

Okuması gereken kitapları, kaçan bir gençliği ve yetişmesi gerektiği bir hayatı vardı önünde. Şimdiye kadar okumadığı kitapları okursa hayatı anlayabilir miydi? Ya da hayatı anlamak için kaç kitap okumalı, kaç şehire gitmeli, kaç film izlemeli hangi müzikleri dinlemeliydi? Biraz da hayat onu anlasaydı?

Bir cümle içinde modası geçmiş bir osmanlıca kelime nasıl ingilizceden dilimize geçmiş bir sözcük yanında aykırı duruyorsa; işte aynen öyle geçmişten günümüze gelmiş bir masal kahramanı gibi biraz tuhaf duruyordu. Dünya içinde bir garip şahıstı yalnızca.

Karanlık, soğuk, adını bilmediği bir sokak ortasında kaybettiği çocukluğunu. Ne zaman yolu adını bilmediği bir kenar mahallenin, adını bilmediği bir sokağın, adını bilmediği insanların yaşadığı tek katlı bahçeli bir evin kapısının önüne düşse, çocukluğu sanki kendisine o kapıdan çıkarak koşuverecekmiş gibi gelirdi.

Kalbi temiz insanlara, kafası karışıklara, başkalarını düşünmekten kendisini unutanlara, yaşamaya geç kalanlara, modası geçmiş insanlara, bir fırsat verilseydi, bir tiyatronun oyuncuları gibi birbirlerini bulsalardı, toplansalardı rolleri içi çalışsalardı, repliklerini ezberleselerdi, beğenmedikleri rolleri değiştirebilselerdi...Olmazdı ama düşünmesi bile güzeldi.

Dünya hızla değişiyor. Teknoloji korkunç şekilde gelişiyor. Eski alışkanlıklarımız birer birer yitiriyoruz. Artık mektup yazmıyor, telefon edebilmek için cebimizde jeton taşımıyoruz. Bu değişime gönül aşina değil, aşina olmadığı şeye gönül razı değil.

Kafasının dağınıklığından, düşüncelerinden, insanların ona yaşattıklarından, hatalarından, pişmanlıklarından, keşkelerinden, ters dönen bir böcek gibi kendi varlığı altında, kendi düşünceleri içinde debelenip duruyordu. Çaresiz.